Anasayfam Yap Ana Sayfa | Dosyalar |  Kelebek |  Mirc | Sohbet  Üye GirişiÜye Ol
Sohbetgor

Midyat
 

  
Google
Renginizi Seçin:         
E-kart İtiraf Şiir Bilim Sinema Kadın Forum Gençlik Turizm Diyet Albumler Türküler Şarkı Sözleri

Hikayeler Anasayfa
 
Hikaye adında ara  |   Kategori adında ara
[ A |  B |  C |  D |  E |  F |  G |  H |  I |  J |  K |  L |  M |  N |  O |  P |  Q |  R |  S ]
[ Ş |  T |  U |  V |  W |  X |  Y |  Z |  1 |  2 |  3 |  4 |  5 |  6 |  7 |  8 |  9 |  0 ]


[ Hikaye Ekle ] [ Bütün Hikayeler ] [ Kategori Ekle ] [ Kategori Listesi ]


Sıcak Çok Sıcak

Sıcak Çok Sıcak


İçeride durulacak gibi değildi. Kendimi bildim bileli bahçede bulunan dut ağacının koyu gölgesinin bizi serinletebileceği düşüncesiyle, kahvaltı eder etmez kendimizi bahçeye attık. Ama serinlemek ne mümkün. Kocaman yapraklarına, sık dallarına rağmen, yazın bizi sıcaktan koruyan kurtarıcımız, o gün bunu başaramıyordu. Hiçbir serinlik hissetmiyorduk, sadece gölgedeydik o kadar. Ama buna bile razıydık. Parmağımızın ucunu gölgeden çıkaracak cesaretimiz yoktu. Güneş, sanki elimizi uzatsak dokunabileceğimiz seviyedeydi. O gün bizi kavurmaya and içmiş gibiydi. İnsanlara bir kastı varda, intikam mı alıyor acaba? Diye düşünmeye başladık. Alın tavanımızdan, ayak tabanımıza kadar sırılsıklamdık. Sanki duştan yeni çıkmışta kurulanmayı unutmuş gibi, boncuk boncuk terler adeta su damlacıkları kadar çoktu.
Dut ağacının dalarına yuva yapmış olan guguk kuşu bile bunalmıştı. Yumurtalarının üzerine yatma ihtiyacı bile hissetmiyordu. Onun sıcaklığına ihtiyacı olmadıklarının farkındaydı. Buna rağmen, “nasılsa bana ihtiyaçları yok, gidip dolaşayım” diye düşünmüyordu. Büyük bir sevgiyle yumurtaların başında nöbet tutuyordu. Sıcaktan onunda bunaldığı belliydi. Kanatlarını iki yana açmış hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Başı dimdikti, annelik görevini yapıyor olmanın gururunu taşıyordu bedeninde.
Bahçede yaşayan tavukların da guguk kuşundan farkı yoktu. Onlarda kanatlarını iki yana açmış, ağızları da bir karış açık, nefes almakta ne kadar çok zorlandıkları her hallerinden belliydi. Onlarda ayva ağacının gölgesini mesken tutmuşlardı. Öyle yayılmışlardı ki, kıyamet kopsa yerlerinden kıpırdayacak takatleri yok gibiydi. Gözleri yanı başındaki yemleri bile görmüyordu. Sadece su içmek için yerlerinden kalkıyorlardı. Sonra son hızla tekrar yerlerine dönüyorlardı. Tavukların bu kadar zor durumda olmalarının sebebi birazda bizdik. Onları çok iyi beslemiştik, kendi çıkarlarımız için, kış geldiğinde et ihtiyacımızı karşılayabilsinler diye, obezite tavuklar haline getirmiştik onları.
Vaktinde kimsenin burnunun batmadığı, olgumlaşmış eriklerin şimdi tam sırasıydı. İyi ki zamanında onların ziyan olmasına izin vermedim diye düşündüm. İçeriye girip buzdabından buz gibi suyu aldım, yine buzdolabında bulunan eriklerle güzelce karıştırdım. Eriklerin posası rengini biraz bulandırsa da, tadı ve serinliği mükemmeldi. Tepsiye dizdiğim bardakları alıp dışarıya çıktığımda, herkesin hayalini kurup ta adını koyamadığı bir düşü gerçekleştirmiş gibi hissettim kendimi. Erik hoşafını görünce nasılda herkesin gözleri parlamış ve mutlu olmuşlardı.
Bu engamede, Fındığın yokluğunu fark etmemiz uzun sürmedi. Bahçenin vazgeçilmesi adeta demirbaşıydı. Ailenin on ikinci ferdiydi. Altı çocuğun içinde en yaramazıydı. Oburluğu dillere destandı. Günde dört öğün ekmekte yese doymazdı. Göbek adı olarak Pamuk ismini koymuştuk ama, kimse “Pamuk” diye seslenemiyordu. Bembeyaz tüyleri olmasına rağmen, onu o haliyle ancak yavruyken görebildik. Büyüdüğünde tozla toprakla oynamayı çok sevdiği için, o beyaz tüylerinden eser kalmadı. Yıkamamıza da izin vermediği için bütün sevimliliği yok oldu. Görüntüsüyle asla sevilecek bir hayvan değil. Ama aile bireylerini ne kadar sevdiğini biliyoruz. Evden ayrılan her kim olursa, ona gideceği yere kadar eşlik eder, ne yapar eder kendini sevdirirdi. Komşularımıza karşıda bizi az mahçup etmedi. Ayakkabısı kaybolan aramaya bize gelirdi. Sağ olsun Fındığımızın böyle bir huyu vardı. Yeni eski demeden ayakkabı koleksiyonu yapardı. Kimin ayakkabısı olduğunun bir önemi yoktu. Biz alışmıştık, bizimkileri alıyordu, fakat komşularınkileri alması bizi zor durumda bırakıyordu. Hatta bir gün komşunun ipte asılı çamaşırını kapıp gelmiş, oynarken paramparça etmişti. Başka bir gün başka bir komşumuz süt almış, kovayı kapının önünde bırakıp süzme bezini almak için içeriye girmiş, geri döndüğünde bizim Fındığı aldığı sütü içerken bulmuş. Bunun gibi birçok yaramazlığı olan bir köpeğe sahiptik. Komşularımız “Bu evde tutulacak hayvan değil” dese de biz ondan ayrılamıyorduk. Hayvanda sanki şeytan tüyü vardı, ne kadar kızsak ta yaptıklarını bir şekilde bize unutturmayı başarıyordu. Bahçeye çıkınca gözlerimiz ister istemez onu arıyordu. Fındık’ta gölge bir köşe bulmuş, dört bacağını da uzatmış ölü gibi yatıyordu, bu bizim için alışılmadık bir durumdu. Yaramazlıktan istifa etmiş gibiydi. Patisini kaldıracak hali toktu sanki. Nefes almaya üşeniyor gibiydi, ölü gibi boylu boyunca yatıyordu. Bu bizim için alışılmadık bir durum olduğundan, doğrusu biraz yadırgadık. Kendi şükürsüzlüğümüze hayvanları da ortak etmek istercesine sebepler buluyorduk. Oysa unuttuğumuz bir şey vardı. Hayvanlar hiçbir zaman insanlar kadar nankör yaratıklar değildi.
Biz sıcaktan bu kadar şikayetçiyken, yanı başımızda gururla salınan buğday tarlası dikkatimizi çekti. O anda ne kadar haksız olduğumuz kafamıza “dank “etti. Kavurucu sıcak olmasına rağmen bundan memnun olan birine rastlamıştık. Bu sıcak onun gurur vesilesiydi. Başakların boynunun bükük olması, ne kadar dolgun tanelerinin olduğunun göstergesiydi. Binlerce buğday tanesi omuz omuza vermiş, bencil insanoğlunu mutlu etmek için uğraşıyordu. Altın rengini almış görüntüsüyle değerini cümle aleme ispatlamaya çalışıyordu. Ancak bu altının değerini sarraf değil, onun bu günlerini görmek için emek edip ter döken çiftçi bilebilirdi. Bir an gaflete dalıp unutmuş olduğumuz bu gerçeği bize hatırlatıyordu sanki.“Siz sıcaktan bu kadar şikayet ediyorsunuz ama, o sıcak sayesinde karnınız doyacak, cebiniz para görecek” der gibiydi…Dünyaya yaptığımız bunca haksızlıktan sonra, bu yıl hissettiğiniz bu sıcağı ilerde mumla arayacağımızın o bile farkındaydı.


Eklenme: 05-07-2007
Kategori: Başkaldırı Hikayeleri
Yazan: sohbet
Hit: 651
[ Geri dön | Yorum Ekle | Bu Hikayei arkadaşına gönder Sevdiklerinize gönderin | Yazdırılabilir sayfa Yazdırın ]


 Anasayfa | Amatör Balıkçılık | Anketler | Aşk Testi | Burclar | Bilmeceler | Deprem Eğitimi | Dualar | E-Devlet Linkleri | Efendimiz S.A.V | Fıkra | Gül Resimleri Güzel Sözler |  Gazeteler  | Hava Durmu   Hikayeler | Hazır Mesajlar | İtiraflar |  İlahiler | İsimler ve Anlamları | İslami Videolar | Kelebek Script | Kuran-ı Kerim Meali | Kadınca Özel | Komik Oyunlar | Liseli Kızlar | Nöbetçi Eczaneler  | Mirc | MSN Emoticons | Osmanlı Padişahları Peygamberler | Resimli Şiirler | Şarkı sözleri | Şiir Bahçesi | Şifalı Bitkiler | Site Map | Sudoku Oyunu | Tv İzle | Türkü Sözleri | Türkiye Tanıtımı | T.C Ordusu |   Youtube Video izle |  Yemek Tarifleri | Yarışma Bilen Kazanır|  Forum Tags

Web sitemiz PHP-Nuke (© 2003) kodlarına sahiptir. PHP-Nuke GNU/GPL lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır Tema Tasarım: Melik UÇAR

chat çorba tarifleri mirc kelebek Gizlilik sohbet sohbet