Eskisi Gibi
Bir bahar gününün son demlerinde loş odaya sızan güneş küçük şakalar yapmaktaydı. Işıkta süzülen toz zerrelerine gözü takıldı. Her bir zerre sanki anıların üzerinde katmerlenmiş yıllar gibiydi. Aralık pencereden yüzüne vuran ılık samyeli ile birlikte sonsuz bir boşluğa kanat çırpıyorlardı. Aynaya döndü. Ağarmış saçların örümcek ağı gibi dolandığı altın varaklı fırçayı eline aldı. Omzuna düşün saçlarını ağır ağır tararken “Bir varmış bir yokmuş.” diye geçirdi içinden. Dönüşü olmayan her gidiş bir çentik daha açmıştı gül teninde. Siyah beyaz resimlerde kalan sevgiliye baktı. Eskisi gibi, yakar gibi ve yanarcasına bakmak istedi. Bir kez daha duymak istedi “Kömür gözlüm, kor dudaklım.” deyişini. Şimdi sadece küllenmiş sihirli şarkılar mırıldanırdı o dudaklar ve siyah beyaz maziye her dönüşünde kömür gözler bir duman bulutunun ardına gizlenirdi.
Her gıcırdayışında kulak kesildiği merdiven boşluğuna dönüp baktı. Bir zamanlar bu gıcırtılara çocuk neşesi eşlik ederdi. Bir aşağı bir yukarı yaşanan koşturmacaların arasında sevilen çıkar gelirdi yorgun argın ve her daim içten gülümsemesiyle. Şimdi bu küçük evde yalnız hayalet hatıralar dolaşır olmuştu.
Ürperen yüreğine gem vurmak isteğiyle omuzlarına aldığı kırmızı ipek şalın şefkatine sığındı. Yazıktır ki sevilenin son sarılışının sıcaklığını hissedemedi. Alnına düşen kâküllerini kulağının ardına tutuşturdu ve hayaletleriyle birlikte merdivenlerden inerek bahçeye yöneldi. Kapının tül perdesini aralayarak bir meftun akşamı daha selamladı. Buruk bir tutkuyla bahçedeki güllerin kokusunu göğsüne hapsederek tahta masanın kenarına çöktü. Bir zamanlar sevgilinin nefesiyle can bulan gırnatanın ezgisinde coşup oynadıkları bahçede şimdi yalnız ateş böceklerinin görkemli bir raks şöleni vardı. Bahçe kapısında asılı duran zil bir o yana bir bu yana savrulup duruyor, sevgilinin çıkıp geldiği bu saatlerde eşikten yalnızca hatıraları ve aşüfte rüzgarı içeri alıyordu.
Titrek elleriyle kadehini sımsıkı kavradı. Zilin son şakırtısıyla beraber gelen sevgilinin hayali her zamankinden daha berraktı. O ela gözlere dalıp gitti bakışları. Çocukların neşeli şarkıları dinmek bilmez cıvıltıları kulaklarını doldurdu. Birazdan sevilen de gırnatasını eline alacak tüm şeytanları kovalayacaklardı küçük evin bahçesinden. İki damla gözyaşı doldurdu kadehine ve havaya kaldırdı. Dudağından dökülen sözcükler her zamankinin aynısıydı. “Canlar bir olsun.” Tıpkı eski günlerdeki gibi.