Uluslararası bir kuruluşta
Uluslararası bir kuruluşta çalışıyorum. Her ne kadar bütün ulusları temsil ettiğini ve ülke kotası olduğunu iddia ediyorlarsa da, kilit pozisyonların hepsi beyaz Amerikalı ve Avrupalılar'la dolu. Gelişmemiş ülke yönetimlerini adam kayırmacılıkla suçluyorlar. Ama kendileri bunun alasını yapıyorlar. Kendi aralarında sosyal ilişkiler kurarken diğer ülkelerden olanları dışlıyorlar. Size mesafeli bir nezaketle davransalar da başkaları hakkında yaptıkları dedikoduların yoğunluğu ve çirkinliği, "Acaba benim arkamdan ne konuşuyorlar?" diye düşündürüyor. Bu muameleye karşı kendi içlerinde az çok birlik olanlar yok değil; Hintliler, Japonlar ve hatta Araplar. Peki biz Türkler ne yapıyoruz? Birbirimize sırtımızı dönüyoruz. Hiç arayıp sormuyoruz. Aynı işyerinde 3 kişi bir araya gelemiyoruz. Çeşitli ülkelerde çalışan Türkler'den hep benzer hikayeler duyduğum için artık, "Acaba birlik olma konusunda genetik bir eksiğimiz mi var?" diye merak ediyorum. Yalnızlıktan ve sahipsizlik duygusundan öyle bunaldım ki, ayda bir "rapor vermek" için elçiliğe çağrılan Amerikalılar'a bile özenir oldum. Büyük şehirde doğup büyüdüğümden son derece bireysel, teknoloji ağırlıklı bir yaşam tarzım vardı. Çeşitli ülkelerde çalışıp farkı gördükçe bu robot gibi yaşamdan nefret eder oldum. Yurtdışında yaşayanların neden kolayca tarikatlara yöneldiğini şimdi çok iyi anlıyorum. Çoğu, yobaz olduğundan falan değil, biraz aidiyet ve desteklenme duygusu, biraz da sıcak insan ilişkileri için.